EDİRNE: SINIRDAKİ AÇIK HAVA MÜZESİ

tatürk Havalimanı’ndan uçakla havalanınca 1200 kilometre sonra Viyana’ya, 2200 kilometre sonra Paris’e varırsınız. Bu yolculuğun ilk 200 kilometresinin sonunda, Türkiye’nin Avrupa sınırlarına ulaşmışken sizi kapıdan uğurlayan son bir şehir vardır: Edirne

Bu şehre ulaşmak için okuldan sabah saat 6.00 da velilerimizin güzel temennileri ile hareket ettik. Saat 10.00 gibi gezimizin ilk durağına varmıştık bile. Şükrü Paşa Anıtı ve Balkan Savaşlarının yapıldığı alanda, Tabyaların içinde Türk askerlerinin başarı hikâyelerini dinleyerek gezimize başladık.

Peki, Türkiye’nin en yüksek minarelerini görmek nasıl olur? Şehir içinde ilerlerken varlığını sürekli hissettiren, Mimar Sinan’ın ustalık eserim dediği muhteşem Selimiye Camii hepimizin nefesini kesti. Dört farklı minaresi olan “Üç Şerefeli Camii” ve Dünyanın 3. büyük sinagogu olan “Edirne Büyük Sinagogunu” gözlemleyerek yüzyıllık yaşanmışlığın tüm hoşnutluklarına tanık olduk.

Meriç nehri kenarında yemek molası, Edirne’nin meşhur ciğer tavasını tattıktan sonra, her yıl Haziran ayı son haftasında düzenlenen Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin yapıldığı alanı görmeye gittik. Edirne’nin simgelerinden “Kırkpınar” güreşlerinin hikâyesini biliyor musunuz? Osmanlılar Rumeli’ye geçerlerken savaş yapmadıkları ve mola verdikleri günlerde aralarında çeşitli sporlar yaparak zaman geçirirlerdi. Özellikle bir keresinde güreş tutuşan 40 yiğit içinden iki yiğit tutuştukları güreşi, gece yarısına dek sürdürdükleri halde, sonuçlandıramazlar. İkisi de güreştikleri yerde yığılıp kalırlar. Arkadaşları bu iki yiğidi Edirne yakınlarındaki güreş yaptıkları yerde bulunan bir ağacın altına gömerler ve Edirne’ye akınlarına devam ederler. Zamanla Edirne fethedilir. Edirne fatihleri Ahırköy çayırlığına geldiklerinde iki arkadaşlarını gömdükleri incir ağacının çevresinde bir kaynaktan çıkan suyun çayırlığa doğru aktığını görürler. 40 yiğidin güreş tuttuğu bu yere “Kırkpınar” adını vermişlerdir.

Padişah II. Beyazıd tarafından kurulan Darüşşifa’ya (Hastahaneye) öğrencilerin ilgisi büyük oldu. Darüşşifa üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde poliklinikler, ikinci bölümde ilaç deposu, üçüncü bölümde 6 veya 4 kişilik yatak odası ile bir musiki sahnesi bulunuyor. Burada 10 kişiden oluşan musiki topluluğu tarafından haftada üç gün musiki konserleri verilirmiş.

Karaağaç bölgesinde gezinti yapıp, Lozan anıtını görüp, lokomotif yanında fotoğraflar çektirip İğneada’ya doğru yola çıktık.

Akşam otelimize vardığımızda akşam yemeği telaşı başladı. Öğrencilerin açık büfeden büyük insanlar gibi yemek almaları, odalarına yerleşmeleri ve arkadaşları ile birlikte olmaları gerçekten görülmeye değerdi.

Bir gün önce çıktığımız derin tarih yolculuğundan sonra, havanın da yardımıyla kumda voleybol oyunu ve sahilde deniz kabukları toplayarak geçirilen bir yarım günümüz oldu.

“Buradan batıda Türkiye yok” diyeceğimiz Rezova Deresi, Beğendik Koyu, Bulgaristan Sınırı ve Deniz Feneri gezisi yaptık. Doğanın içerisinde Longoz Ormanlarında yürüyüşümüzü de yaparak dönüş yolculuğuna başladık. Bazı öğrenciler, Edirne yol ayrımlarını gördüklerinde, “hocam geri dönme şansımız var mı?” diye soruyorlardı. Bu gezilerin öğrencilerimize çok şey kattığını düşünüyor, öğrencilerimizle daha pek çok geziler yapacağımızı umuyorum.

Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Bilge ÖCAL

Gezi resimlerine bu  linkden erişebilirsiniz.