Bilgi Teknolojileri
    
     Çocuk Gelişimi

     Eğitim Yaklaşımları

     Kültür Sanat

     Spor ve Sağlık

     Rehberlik













 






 

 


 

 
BİZANS’IN İZİNDE…

   

lık bir sonbahar sabahı öğrencilerimiz ve velilerimizle okulumuzda buluşarak, şehrimizde uzun yıllar imparatorluk olarak varolan “Bizans’ın Keşfi”ne doğru yola koyulduk.
İlk durağımız olan Kariye Müzesi gördüğümüz ilk anda büyüledi hepimizi. Fetihten sonra camiye dönüştürülmüş; köşelerine minare ve içerde de mihrap eklenerek orijinalliği korunmaya çalışılmışsa da aynı titizlik kilisenin duvarları üzerinde bulunan mozaik ve fresklere gösterilmemiş olup üzerleri sıva ile örtülmüş. 1948-1958 yılları arasında “Amerikan Bizans Enstitüsü” tarafından sıva altındaki mozaik ve fresklerin ortaya çıkarılması için sponsorluk verilmiş ve çalışmalar başlamış. Bugün, Bizans resim sanatının en güzel örnekleri olan mozaik ve freskleri barındıran Kariye Müzesi gerçekten insanlık için bir değer!
O anda doğup büyüdüğüm şehrin bu bölümünü ihmal ettiğimin mahcubiyetini yaşadım kendi içimde.
Sur dizilimine geldiğimizde ise; tarihin bize bıraktığı çok değerli bir miras olan bu eserlerin layıkıyla korunamadığına, koruma adı altında orijinalinden uzak hatta çarpık bir yapılaşmayla karşı karşıya bırakıldığına gözlerimize inanamayarak şaşkınlık ve üzüntüyle baktık.
İçinde inanılmaz bir yaşanmışlık ile buna ait izler ve eserler barındıran İstanbul; zihnimizi, hayallerimizi o günlere taşımıştı bile!
Laleli’de araçlarımızdan inip yürürken yüksek yüksek binaların arasından karşımıza son derece sempatik ve değişik yapısıyla “Myralion Manastırı-Bodrum Camii” çıkınca gerçekten heyecanlandık.
Öğle yemeğimizi yemek için geldiğimiz İran Lokantasında ise farklı bir kültürün farklı tatlarını denedik. Çok zevkli bir yemek yedik.
“Volkanik su” ile yapılan ayran, çorba ve pilava ekledikleri “zeriş” ve “safran şekeri” ile ikram edilen “çay” ve de tabii ki gösterilen ilgi sanırım hepimizin hoşuna gitti.
Küçük Ayasofya Kilisesi ile noktalanan gezimizin sonunda, tarihi yarımadanın kuytuluklarında saklı; görülmeyi, gezilmeyi fazlasıyla hak eden eserlerimize veda ederken hissettiğimiz gururun yanında küçük pişmanlıklarımız da vardı. Hepimiz sevmeliyiz, sahiplenmeliyiz, yaşamalıyız, korumalıyız bu şehri. Çocuklarımızda da bu bilinci yaratmalıyız. Çünkü insanlar yaşadıkları şehirlere karşı sorumludurlar.

Şairin de dediği gibi:
”Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.
Yaşamıştır derim,en hoş ve uzun rüyada
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan.”

Tarih kokan şehrimizde güzel bir kasım gününe bu kadarını sığdırabilmiştik. İkincisini yapmak için rehberimiz Sayın Reha ARCAN Bey’e teşekkürlerimizin yanında bu dileğimizi de ilettik.
Bu güzel şehrin barındırdığı güzel eserleri görmek , tanımak ve onları çocuklarımıza da tanıtmak için her fırsatta imkan yaratalım ve bu ayrıcalıklı şehirde yaşamanın farkındalığını hissedip, çocuklarımıza da bu ruhu aşılayalım dilekleriyle yazımı sonlandırırken; bu şehri gerçekten hepimizin “idrak” etmesi gerektiğini söylemek istiyorum.

Leyla GÜNAY
1A Sınıf Öğretmeni