Bilgi Teknolojileri
    
     Çocuk Gelişimi

     Eğitim Yaklaşımları

     Kültür Sanat

     Spor ve Sağlık

     Rehberlik













 







 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

"LE SURRÉALİSME, C'EST MOİ!"

Doğar doğmaz bahşedilen  bir yaşam  biçimi bekliyor  seni.  “Haydi doğ  Dali!” Zaman kalmadı, saatler eridi, güneş altındaki Cammembert peyniri gibi.  “Haydi doğ  Dali!”

Doğ ki; uyman  gereken kurallarla,  benimsemezsen  başına  iş  açacak  değer  yargılarıyla tanış. Yerine geçtiğin;  ağabeyin Salvador’un  mezarını  düzenli olarak  ziyaret et.  Anne-babandan saatlerce onu  dinle, onun  yatak  odasındaki resmine bak.  Bak! Ne görüyorsun  Dali? Kendini mi? Her şey karışmaya  başladı sanki! Hayat  ne kadar da Sürrrealist değil mi?

Söyle Dali kardeşin kimdi? :

“İki su damlası gibi birbirimize benziyorduk, fakat yansımalarımız farklıydı. O, herhalde benim fazla mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu."

Sen o musun yani? Sürrealizme ilk adımı attın bile. Bilinç ile bilinç  dışını  birleştirmeye başlıyorsun. Tüm  Avrupayı  kasıp  kavuran  savaşa  inat bunu  yapıyorsun. Usçuluğu  bir yana  bırakıyorsun . Hatta  ona  tavır alıyorsun.  I. Dünya Savaşı gibi bir felaketin sebebini, Avrupa sanatını ve siyasal  yaşamını  yönlediren usçuluğa bağlıyorsun.  “Dali! İsyan mı ediyorsun ?”

Biliyorum bir çok şey anlamsız, savaşlar özellikle. İnsanların hali  hazırda bulduğu değer yargılarının  peşinden koyunmuşcasına gidişini izliyorsun  biliyorum.  Kelimelerin kifayetsiz kalıyor  bir şey yapmalısın Dali! Mesela çizmelisin. Onları kendileriyle yüzleştirmeli, bilinçaltlarını  göstermelisin resimlerinde.  Kimbilir bu yolla bilincin ötesine bilinçli  bir yaklaşım  gösterirler. Aralarından bir kaç densiz çıkar “Soytarı” der sana ama olsun sen cevabını verirsin :

"Soytarı olan ben değilim, deliliğini gizlemek için ciddiyet oyunu oynayan şu aklın mantığın alamayacağı ölçüde sinsi, bönlüğünden bile habersiz toplum."

Aristokratlara koltuk değneğine  ihtiyaç  duyduğunu  hatırlatırsın.

Kafası bulutlu adamlara, rüyaya benzer hayali bir sahnede rol verirsin.

Katı ve değişmez zaman kavramına karşı protestonu yapar saatlerini eritirsin. Buna da belleğin azmi adını  takarsın.

Diğer sürrealistlere meydan okuyup  "Le surréalisme, c'est moi!" (Sürrealizm benim!)  dersin.

Sürrealist  Dali! Bugün hala tuhaf  ve çarpıcı  yapıtlarınla göz kamaştırıp, kafa karıştırıyorsun. Yapıtların bu aralar İstanbul’da boğaz  havası  alıyor, Tarabyadan esen  rüzgarla terapi oluyor, Emirgan’da Atlı  köşkte yer ve zaman anlayışını ortadan kaldırıyorlar. Biz de İstanbul  Koleji  olarak eserlerini yakından  görme fırsatını  kaçırmadık. Sabancı  Müzesi’nin  yollarını  aşındırdık.  Atölye  çalışmasına katılarak  öğrencilerimizle sürrealist  çalışmalar yaptık. Kimi zaman  kafası  bulutlu  adamlarını kendimizce yorumladık,  kimi  zamanda kendi  sürrealist hayvanlarımızı  oluşturduk.  

İçeri girerken bize bir şart koştular: “Mantığımızı  kapıda bırakıyoruz. Giderken  alırsınız.”

 “Neden ki?” diye meraklı  bir soru  sorduk ama eserlerinle karşılaştığımızda cevabımızı aldık.

Ve siz değerli  velilerimiz eğer hala gitmediyseniz 20 Ocak 2009 tarihine kadar Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesini ziyaret edip mantığınızı kapıya  bırakarak Dali’nin  muhteşem eserleriyle buluşabilirsiniz. 

Gülay YALÇIN
Görsel Sanatlar Öğretmeni